Saturday, July 31, 2010

Püf Noktalar

Archive for the ‘Kişisel Gelişim’ Category

5S Yöntemi

Posted by Writer On Mart - 7 - 2009

5 S Ne Demektir ?
Bir devrim hareketidir.
Başarısı için üst yönetimden başlayarak katılım şarttır.
Firma için en iyi reklâmdır.
5 S’yi başarırsanız pek çok şeyi başarırsınız.
5 S düşünce yapımızın değişmesi gerektiğini söyler.
Toplam kalite ortamı yaratmanın 5 adımıdır.
Sıfır hata elde etmenin sırrıdır.
Gerek özel, gerekse iş hayatımızda başarıya, mutluluğa giden yoldur.

5-S Japonca “S” harfi ile başlayan beş kelimeyi ifade etmektedir. Bunlar:

1.SEİRİ :
SINIFLANDIRMA (Ayıklama)
2.SEİTON :
DÜZENLEME (Yerleştirme)
3.SEİSO :
TEMİZLİK
4.SEİKETSU :
STANDARTLAŞTIRMA
5.SHİTSUKE
DİSİPLİN (Kuralların takibi, sürekliliğin sağlanması)

TEMİZ VE DÜZENLİ ÇALIŞMANIN AVANTAJLARI :
Zaman kazandırır.
Hata oranını azaltır.
İş kazalarını önler.
Verimi ve kaliteyi artırır.
Maliyeti düşürür.
İşletmeye rekabet gücü kazandırır.
Çalışanın moralini artırır.
Çalışanların kendine olan öz güvenlerini artırır.

Popularity: 7% [?]

Hızlı okumanın teknikleri, püf noktaları

Posted by ShadOfMoStar On Ocak - 17 - 2009




ZAMAN’dan daha değerli hiçbir şeyin olmadığı günümüzün hızla değişen dünyasında,  ‘artan bilgi ve azalan zaman’ sorununa karşı en büyük çözüm.

Hızlı Okuma Nedir?

Okuma esnasında, göz metin üzerinde soldan sağa doğru kayar; her kelime üzerinde duraklar. Bu duraklamalar esnasında, aynı bir fotoğraf makinesi gibi, gördüğü kelimenin resmini çekip beyne gönderir; beyin de daha önceden öğrenmiş olduğu bu sembolleri deşifre eder, bir araya getirir ve fikre ulaşır.
Hızlı Okuma tekniği, çeşitli göz egzersizleri vasıtasıyla, göz algılama kapasitesini ve duraklama esnasında gözün okuma alanını geliştirme temeline dayanmaktadır. Eğitim neticesinde, okuma ve anlama hızları %200-400 oranında yükselir
Haliyle, Hızlı Okuma tekniği metnin sadece belirli bölümlerine bakarak uygulanan bir göz gezdirme ya da çapraz okuma yöntemi değildir. Metnin tümünü, daha doğru bir odaklanma ve daha hızlı bir algılama ile okumaktır.

Hızlı Okuma ne zaman ortaya çıkmış?

İkinci dünya savaşı sırasında, Luftwafe (Alman Hava Kuvvetleri) Londra semalarında dolaşıp bomba yağdırırken, İngilizler pilotlarının ve kulelerde bekleyen gözcülerinin reksiyon kabiliyetlerini artırmak istediler. Ohio Üniversitesi’nden Dr. Renshaw’ın geliştirdiği ‘takistoskop’ aletiyle subaylar talim edildi. Göz algılama hızını geliştiren bu aletin merceği, saniyenin 25, 50’si ve 100’ü hızlarda resim ve şekiller gösteriyordu. İlk başta, hiçbirşey algılayamayan subaylar, zamanla resim ve şekilleri çok net bir şekilde görmeye başladılar.
Nasıl, egzersiz sonucu bir atletin bacak kasları gelişiyor, ve daha hızlı koşabiliyor ise, aynı mantıkla göz algılama kapasitesinin de artabildiği ortaya çıktı. Savaş sonrası, teknik ABD’de okumaya uyarlandı. Resim yerine, kelimelerle yapılan takistoskop çalışmaları ile, beynin kelimeleri hızlı bir şekilde algılaması, ve neticesinde hızlı okuması sağlandı.
Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan, 1960’lı yıllarda, NY Columbia Üniversitesi’nde konu üzerinde çalıştı, ve ABD’de açtığı 128 Uni-Teq okulunun beşinde Hızlı Okuma kursları düzenledi. Daha sonra, 1980’li yılların başında tekniği Türkiye’ye getirdi.

1. OKUMA HIZINI ENGELLEYEN, ANLAMAYI AZALTAN NEDENLERİ (YANLIŞ OKUMA ALAŞIKANLIKLARI) ORTADAN KALDIRIN

Sesli Okuma: İlkokul çağlarında daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını zannederek geliştirdiğimiz ve okuma hızını önemli derecede yavaşlatan bir unsurdur. Ortalama konuşma hızı 200 kelime kadardır. Sesli okuduğumuz zaman kendimizi bu limite sınırlandırmış olur ve bu hızın üstüne çıkamayız. Oysa okuduğumuzu anlamak için kelimeleri dil ve kulak yollarından geçirerek beyine göndermemize gerek yoktur. Göz çektiği fotoğrafları dilimizden yüzlerce defa süratli olarak beyine göndermekte ve beyin almaktadır. Sesli okuduğumuz zaman 200 kelime 1 dakikayla sınırlandığı için okuma hızımız çok daha hızlı olan beyin kapasitemize yetişememekte, arta kalan beyin kapasetimiz, boşluğu başka düşüncelerle doldurmaya çalıştığından konsantrasyonumuz ve okuma etkinliğimiz azalmaktadır.
İçinden sesli okumakda bir okuma türüdür. Her ne kadar bunda dudaklarımız kelimeleri tek tek telaffuz etmiyor ise de , ses tellerimiz kımıldıyor ve okuma hızımız 500 kelime 1 dakikayla sınırlıyoruz. Bunu önlemek için uzmanlar okurken çiklet çiğnemeyi öneriyorlar.(Gözle görme alışkanlığı edinene kadar) Okurken çiklet çiğneme temponuz hiç değişmezse bu yanlış alışkanlığı yenebilir ve gözle okumaya başlayabilirsiniz.


Her kelimeyi okumak da okumayı yavaşlatan nedenlerden biridir. Başka dillerde de, Türkçe´de de cümle yapılarında anlam bir kaç kelimede toplanmıştır. Diğer kelimeler onları düzenli bir cümle halinde birleştirmek için kullanılmıştır. Ve, gibi, ile için v.s. gibi sıksık tekrarlanan ve okuduğumuzu anlamamamıza büyük katkısı olmayan bu kelimeleri her seferinde okumak, bize büyük zaman kaybettirir. Başlangıçta hangi kelimelerin gereksiz olduğunu doğru tespit ederek, okumadan atlamakta büyük güçlük çekecek, ama zamanla bu konuda da yetenek ğeliştirerek 300 kelimelik bir yazının 100 kelimesini okuyarak anlayabilirsiniz.
Hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmek,okumamızı en fazla yavaşlatan en önemli psikolojik etken ve yaygın olan yanlış bir kanıdır. Kağnı arabaları satte 3-5 kilometreden hızlı gidemezdi. Otomobil bu hızı 100- 200 kilometreye çıkardı. Eskiden insanlar bu hızlara ulaşılabileceğini düşünmezlerdi. Biz de bu gün, yarın kabulleneceğimiz gelişmelere inanmıyor ve direnç gösteriyoruz. Dakikada 6000 kelime okuyarak 13 yaşında üniversiteye giren Mariel Aragon, dakikada 2500 kelime okuyarak A.B. D.´yi yöneten John Kennedy, hızlı okuyarak da daha iyi anlanabileceğinin kanıtlarıdır.


Öyleyse bu şartlanmayı bir kenara bırakarak okuma hızınızı arttırın. Anlama hızınız başlangıçta düşecek, ama hızınız arttıkça eski derecenizi yakalayıp geçecek, daha iyi anlayacaksınız.
Geri dönmek; bize en fazla zaman kaybettiren alışkanlık. Konsantrasyon eksikliğinden olur. Geri dönme imkanımız olduğu sürece de konsantrasyonumuz azalır. Öncelikle kendinize geri dönmeyi yasaklamalısınız. Geri dönme şansınızın olmaması konsantrasyonunuzu arttırır. Başlangıçta bazı paragrafları anlayamadığınızı hissedeceksiniz. Endişelenmeyin ve geri dönmeyin. Kendinize "Bugüne kadar geri dönerek okuduğum her paragrafı anladım mı? Şimdi hatırlıyor muyum?" diye sorun . Umarız cevabınız endişelerinizi yatıştırır.


Göz eğitimsizliği; gözün satırlar üzerinde düzenli hareket edememesidir. Okuma eğitimini yetirence alamayan bir göz, satırlar üzerinde gezinir, durur. Sıçramalar ve duraklamalar düzenli olmaz. Kişi sık sık geri dönüşler yapar. Bu nedenle de satırdaki düşünceleri birbirlerine bağlayarak bütünleştirip anlamlandırmada zorlanır. Bunun için gözü, sürat ve çabukluk kazandırıcı bazı yardımcılarla eğitmek gerekir. Örneğin bir vasıtada giderken ilanları okuyarak ve varsa videoda 2-3 kat hızlandırılmış alt yazılı filimleri seyrederek küçük göz egzersizleri yapabilirsiniz. Başlangıçta yoğun kontrasyon nedeni ile başınız ağrıyacak , ama bir süre sonra alışacaksınız. Alt yazılı bir filmi normal hızında seyrettiğinizde size çok yavaş gelecek ve canınız sıkılacaktır.


Pasif okumak; okuyacağınız yazıya zihninizi yönlendirmeden, anafikri, yazarın düşünce ve olaylara bakış biçimini, üslubunu anlamadan yapılan okumadır. Yazıyı ne amaçla okuduğunuzu bilmeden yapılan okumalar, okuma hızını düşürür. Dikkat yoğunlaşması olmadığı için de anlama olayı oluşmaz. O nedenle önce okunacak konuyu niçin okuyacağınızı belirlemeniz gerekir. Sonra bir ön okuma yaparak sorular belirlemek, soruları yanıtlamak için tekrar dikkatinizi yoğunlaştırarak yeniden okumak, etkili okumayı sağlar.
Bilgi ve kültür düzeyi eksikliği; okuma hızınızı yavaşlatan en önemil nedenlerden biridir. Yeni edinilmek istenen bilgilerin iyi kavranabilmesi, daha önce o konu ile ilgili kavramların kazanılmış olmasına bağlıdır. Hiç temel bilgimizin olmadığı bir konuyu anlamak çok zordur. Temel olmadan inşaat yapılmaz. Yani bilgi ve kültür eksikliği, okunacak konunun anlaşılmasını zorlaştırdığı için,okuma hızı da düşer. Bunun için parçada geçen, anlamını bilmediğiniz kelimelerin anlamını öğrendikten sonra dikkatle okumanız anlamanızı kolaylaştırır.
Okumanın ne anlama geldiğini iyi bilin; Okumak yalnızca sözcük kümeleri görmek değildir. Okumak yazarla aktif bir söyleşi şeklinde sürdürülen zihinsel bir süreçtir. Bu anlamda okuyabilmek için görmenin ötesinde zihinsel beceriler gereklidir. Bu zihinsel beceriler de öğrenme yolu ile gerçekleştirilebilir.
Örneğin bir metne bir bakışta en fazla iki- üç sözcük algılayabilen bir okuyucu belirli bir eğitim programı sonucunda bir bakışta cümlenin ya da paragrafın tümünü algılayabilir hale gelir. Yine öğrenme sonucunda, sürekli olarak her okuma çabasında yazarla aktif bir söyeşi içinde yazarın görüşlerini açığa çıkarmayı öğrenerek etkin bir okuyucu olabilir.
Okumanın gerçek amacı, anlamı çabuk ve doğru kavramaktır. Bu okumanın geliştirilmesi için, etkili okumanın temeli olan hız, kavrama ve bellek arasında bağ kurulmasını gerektirir. Okumada kavrama ile hız arasında yakın bir ilişkinin varlığı kabul edilmekte, kavramaya ilişkin becerilerin arttırılması hızlı okuma ile olası görülmektedir.

HIZLI OKUMA
 
Hızlı okuma için , okuma yanlışlarımızı düzelterek kendimizi hazırladık. Şimdi de hızlı okuma yöntemlerine geçmeden önce, düşünce olarak atmamız gereken adımlar var.
a- Gözlerimizle aklımızı birlikte çalışmaya alıştırmak
b- Bir metinde her sözcüğü okumak zorunda olmadığımıza inanmak
c- Her metinin ya da kitabın aynı değerde olmadığını kabul etmek. Yani bazılarının zor, bazılarının kolay olduğunu bilmek
d- Okuyacağınız her metin ve kitapta amaçlarınızın farklı olduğunu kabul etmek okuma hızınızı da buna göre ayarlamak gerektiğini bilmek.

HIZLI OKUMA YÖNTEMLERİ

Göz Devinimlerimiz: Daha hızlı okumak, etkili bir okuyucu olabilmek için gözlerimizle aklımızı birlikte çalıştırmaya alıştırmamız gerekiyor.
Okuma sırasında, gözümüz satırlar üzerinde soldan sağa, sağdan sola, yukarıdan aşağıya (bazen aşağıdan yukarıya) göz sıçramaları ile ilerler. Okuma olayı, işte bu sıçramadaki duraklamalar (saplama) sırasında, yakalayabileceğimiz sözcük kümesini algılayarak , gerçekleştirilir. Bu yüzden hızlı ve usta bir okuyucu olabilmek için, göz sıçramalarını hızlandırmak, duraklama süresini kısaltmak, duraklama süresince çok sayıda sözcük görebilmek (4-5sözcük) yani görme yelpazemizi genişletmemiz gerekiyor. Bu üç özelliği kontrol etmek beynin işidir. Zihnimizin kotrolü dışında gerçekleşen sıçrama ve duraklamalardan görüş alanına girenleri algılamak olanaksızdır. Öyleyse aklımız sürekli emir veren, kontrol eden ve gönderilenleri algılayacak biçimde hazırlıkta ve işlerlikte olmalıdır.

Sapmalar: Daha çok sayıda sözcük kümesini algılamak için; sözcük kelimelerinde gözün önce belli bir noktaya sapması, sonra bu saptığı noktanın sağından ve solundan mümkün olduğunca çok sayıda sözcüğü algılaması gerekir.

Lezzetli ve Temiz yemekler yapan bir aşcıdır.


1. Sapma noktası 2. Sapma noktası

Kolon Okuma: Günümüzde metinler gittikçe daha dar kolonlar halinde basılmaktadır. Gazetelerde dergilerde ve büyük magazinlerde bu kolonlara daha sık rastlanmaktadır. Bu kolonlar, ortalama 5-7 cm den oluşan sıfatlardan meydana gelmektedir. Dar kolanlar büyük bir gidiş- gelişi zorunlu kılan geniş satırlardan daha kolay gözden geçirilmektedir. Diğer yandan yukarıdan aşağıya doğru okuma dikkati daha çok uyarmaktadır. Dar kolonlar genellikle her satırda bir ya da iki sapmayı gerektirdiğinden, ritim konusunda büyük yarar sağlamaktadır.
Göz Gezdirme: Görme yelpazemiz genişledikçe, metnin bütününü dikkatli bir şekilde görme, düşünceleri yakalama hızına da ulaşırsınız.
Etkili okuyucu, metnin özelliklerine göre hızını ayarlayabildiği gibi, her metinle ilgili ihtiyaç ve amaçlarının farkı olacağını kabul eder. Amacını belirledikten sonra metnin bütününe yönelik yaptığı "Göz Gezdirme" Tekniği ile dikkatli bir okuma yapabilir.
Göz gezdirme ile çok yüksek hızlar elde edersiniz. Neye ve nasıl göz gezdireceğimizi iyi belirlersek bu, hız kavrayışımızı düşürmez.
Göz gezdirme, bir metni okumaya başlamadan önce yapılan "Göz atma" dan farklıdır. Göz gezdirme de amacımız belirli olduğu için daha dikkatli bir inceleme yaparız. Okunan metin çok kolay ve okuyucunun bildiği konuyu içeriyorsa göz gezdirme de yeterli bilgi edinilebilir.
Etkili bir göz gezdirme davranışında; metin başlığı alt bakşlıkları, giriş ve ilk paragrafı, sonraki paragrafların ilk ve son cümleleri numaraları, büyük harfle ya da italik yazılmış yerleri son paragraf ve varsa özeti okumalıdır.


Esnek Okuma: Okuma yöntemimizi ve hızımızı belirleme okuma amacımız ve metnin özellikleri önemli rol oynamaktadır. Etkili okumada okuyucu, her durumda uygun okuma tutumunu alabilmelidir. Uygun okuma tutumunu alabilmek, esnek okumayı gerektirir.
Eğer günlük yaşamda karşımızı çıkan yeni bilgilerden gereğince ve uygun bir şekilde yararlanmasını bilmezsek, bir çok şeyi kaçırır, önemli bilğileri edinemeyiz . Ayrıca daha az zaman ayırarak yapacağımız okumayı, hem daha fazla zaman harcayarak yapar, hem de okuduğumuz metinden yeterince doyum alamayız. Oysa okuma hızını ve yöntemini, okuma amacına ve metnin özelliklerine göre ayarlayabilen, yani "Esnek Okuma" yapabilen bir okuyucu en kısa zamanda, en çok bilgiyi alabilir.


Her gün karşılaştığımız yeni okuma durumlarını incelediğimizde, esnek okumayı daha iyi anlayabiliriz. Okunacak şeyler değişik türde olduğundan , bunları okuma amacımız da değişir. Farklı teknikler kullanırız. Örneğin güne gazete okuyarak başadığınızı düşünelim. Ancak zamanınız sınırlı, derse yetişmek durumundasınız. O zaman sadece başlıklara bakar ilginizi çeken haberlere de şöyle göz atarsınız. Okula gittinizde, derse girmeden önce eğer konu anlatacak iseniz, bildiğiniz şeyleri eleyebilmek için göz gezdirirsiniz. Bildiklerinizi atlar yeni bilgileri okursunuz. Öğleden sonra arkadaşınız size bir dergiyi verdi diyelim. İlginç bir makale var mı diye dergiyi tararsınız. İlginizi çeken bir makale bulduğunuzda, yeni bir bilgiye rastlamak için göz atarsınız. Akşam iyi bir film ya da program bulabilmek için gazetelerden programları tararsınız. Yarınki dersinizi hazırlama durumunda ise, metindeki herşeyi okumanız gerekmediği düşüncesinden hareketle kitabınızın o bölümüne göz atar, elde etmek istediğiniz bilgilere göre önemli başlık ve alt başlıkları belirlerseniz. Konusunu ana fikir ve ayrıntılarını araştırır, önemli kısımlar üzerinde daha fazla zaman harcayarak, ayrıntılar üzerinde daha hızlı geçerek ya da atlayarak okumanızı sürdürürsünüz. Gördüğünüz gibi, okuduğunuz bu çeşitli türden malzemelerin her birine göre okuma amacınız da farklı olacaktır. Yine malzemenin türüne göre yöntem ve hızınızıda değiştirmeniz gerekecektir. Eğer bunu uygun bir şekilde yapmayı başarırsanız esnek bir okuyucusunuz demektir.


Esnek okuyucu, nasıl okuyacağına karar verirken, metinin türünü de dikkate alarak zaman zaman teknik değiştirebilir. Metin , açık bir dille yazılmış ve izlenmesi kolay bir anlatımı olduğunda, hızlı bir okuma yapılabilir. Ancak metin açık bir dille yazılmamış, anlatımı kolayca özlemeye elverişli olmadığında daha yavaş ve dikkatli bir okuma yapılabilir. Eğer bu şekilde esnek davranamazsak, amacımıza ulaşamadığımız gibi zamanımızı da boşa harcamış oluruz.
Esnek okuyucu, okuma yöntemini kararlaştırırken zamanını dikkate alır. Örneğin bir metni ne kadar dikkatli okuması gerekirse gereksin, eğer yeterli zamanı yoksa, ya bir kısmı okur, bir kısmına göz atar ya da baştan sona dikkatle göz gezdirir. Ayrıca, eğer o anda fiziksel bir rahatsızlığı varsa, genel düşünceyi anlamak için sadece göz atar. Özetle esnek okuyucu, durumuna göre hızlarını bilen ve uygulayan kişidir.

 

Kavrama ve Sezme: Görme, her sözcüğü anlamanız için yeterli değildir. Görme yeteneği, anlama, görme ve zihin yeteneklerinin bir sentezi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucu, yazılı bir sözcüğü görür görmez tahmin ediliyor, taman olmadan profilini ve diğer özelliklerini tamamlıyor, böylece görüşünüzü kontrol etmiş oluyorsunuz.
Okuma sürecinde, sözcükleri sadece görmek yeterli değildir. Aynı zamanda bir sözcüğü diğerinden ayırmak gerekir. Yazmada ise , dil bilgisi ve sözcükleri birleştirmede kullanılan bağlama kuralları etkili olmaktadır. Sonuç olarak okumak, soyut ve göze dayalı anlamlar üretmektir. Bu üretimi sözcüklerin doğru seçimi, sözcüklerin anlamları, tipleri, türleri ve yaptıkları belirlemektedir.
İyi bir okuyucu olmak, sizin etkili okumanızı sağlayacak çeşitli teknikler uygulamanız gerekmektedir. Şimdi yapacağınız alıştırmalarda, okurken eksik bırakılan sözcüğü izleyen sözcüklerden tahmin etmeye çalışın. Böylelikle anlama ve sezme yeteneğinizi ğeliştirebelersiniz.
UYGULAMA: Aşağıdaki kısa metinde boş bırakılan yerlerde konuşulması gereken sözcükleri düşünerek, kavrayarak bulup yazınız. Bu tür çalışmaları sık sık yaparsanız kavrama ve sezme gücünüz artar.

Oğlumuz
Karlı b…. şubat g….. doğmuştu. Babanın k…. verirken b…. tuhaftım. İsim a….., kamus b…… ne kadar b ….. gelmişti . O…… ışıl ı….. , kainat g….. manalı b….. kelime b….. istiyorum. S…… Ömer d……. Bu da o…..yakışmıştı. O…… tarihe girme b…… Ömer´in ikbaline layık, g……
İlk g…., i….. diş, i….. kelime, annesine doğru genç, g…… ve mes´ut a….. doğru i….. adım.

Seçici Okuma: Bundan önceki bölümlerde etkili ve hızlı okumayı geliştirmek, okuma verimini arttırmak için bir takım stratejiler geliştirdik. Bu aşamadan sonra hedefimiz, okumaya, ayırdığımız zamanı daha verimli kullanabilmek, kısa zamanda daha çok bilği edinebilmek. Bu hedefe ulaşabilmek, hızlı ve seçici olmayı gerektiriyor. Aslında her okuma da seçici olunmalı. Ancak hızlı okurken buna daha çok ihtiyacımız var.
Okumada önemli olan, yazarın iletmek istediği mesajı, okuyucunun yazılı sözcükler arasından bulup çıkarmasıdır. Daha önceki bölümlerde, yazarın düşüncesini kavramada etkili olan bir takım etkili okuma tekniklerinden bahsetmiştik. Bu tekniklerde hız , çabukluk, esneklik derecelerine nasıl ulaşacağımız, okumamızı nasıl düzelteceğimiz konularında yoğunlaştık. Ancak bu tür okumalarımızda gözümüz temel olan noktayı, bir çok ayrıntılarla birlikte kavrama durumunada kalabiliyordu. " Seçici okuma" adı altında şimdi açıklayacağımız teknikte ise, tüm ayrıntıya girmeden, daha az sözcük okuyarak, yazarın düşünce bütünlüğünü yoklamamız hedeflenir.
Burada önemli olan her hangi bir metni mikroskopla incelemek değil, genel hatlarıyla bilmektir. Bu teknik, pratik okumamıza büyük yarar sağlamakta, bize zamandan kazandırmaktadır. Örneğin, 15 dakikada günlük gazeteyi okuyabelmek, üç saatte 500 sayfalık bir yapıtta bulunan bilgileri yakalamak gibi

Buraya kadar yapılan açıklamaları özetlemek gerekirse:
1. Gözümüzle ve beyninizle okuyun.(Dudaklarınız ve ses telleriniz kımıldamasın)
2. Gözünüzle kelime gurupları görmeye çalışın ( birden fazla kelime)
3. Okurken yazıya konsantre olmaya çalışın. (geri dönüş yapmayı kendinize yasaklayın)
4. Her kelimeyi okumak yerine, asıl anlamı veren kelimeler üzerinde durarak gereksiz kelimeler üzerinde durarak gereksiz kelimeleri atmaya çalışın.
5. Kendinizi hızlı okumaya zorlayın.
6. Kendinize okurken belli bir süre vererek, okuduğuğunuzu o süre içinde bitirmeye çalışın.
7. Fırsat buldukça değişik tipte yazılar okuyun.
(Kendinize mutlaka okumak için zaman ayırın)
8. Gereksiz Ayrıntılar yerine ana fikir için okuyun.
Anafikri bulmak için;
a) Birinci paragrafta yazırın tarzını çıkarmaya çalışın
b) Anafikri nereye yazmış olabileceğini düşünün Her paragrafta bunu bulmaya çalışın.
c) Anafikrin her paragrafta bulunabileceğine dikkat edin.
Başlangıçta bunları uygulamanız ve hatta başarmanız size çok güç gelebilir. Ama unutmayın ki bunları başarıp bilginin özüne çok daha pratik, çok daha kısa sürede ulaşabilen insanlar çok fazla. Neden bizde onlardan biri olmayalım? Yapılması gereken tek şey ümidimizi yitirmemek.
İnatla uygulama yapın.
Sonucun adım adım geldiğini göreceksiniz

Peki size bunlar neler kazandıracak?

Öss’ye hazırlanan bir öğrenciye;

Ortalama bir öğrencinin, ÖSS’de soruları okuması, normal okuma hızıyla, yaklaşık 56 dakikasını alır. ‘Etkin Hızlı Okuma Eğitimi’ almış bir öğrencinin okuma hızı ortalama 2,5 katına çıkar… Haliyle, Etkin Hızlı Okuyan bir öğrenci, üniversite sınav sorularını 22 dakikada okuyup bitirecektir. Böylece, ‘EHO Eğitimi’ sayesinde, ÖSS’de ’34 dakika’ ekstra zaman kazanacaksınız.
EHO Eğitimleri’nin başında ve sonunda, geçmiş yıllarda çıkmış sorulardan oluşan 12 soruluk testler yapılmakta. EHO Eğitimi öncesi,  12 soruyu ortalama 12:35 sürede okuyan ve ortalama 4,7 net yapan öğrenciler; EHO Eğitimi’nin ardından bu süreyi 7:10’a indiriyor, netlerini de 6,9’a çıkartıyorlar.  
Ayrıca, ÖSS’ye hazırlanan bir öğrenci, sene boyunca, ortalama 6.500 test sorusu okuyup çözer, 450 saat  ders çalışır, dersle ilgili 17.970 sayfa okumak zorunda kalır. Etkin Hızlı okuyarak, okumanız gereken tüm ders kitapları, metinleri ve testleri 3 kat hızlı okuyup anlayarak, yıl boyunca büyük zaman kazanacak, daha fazla konuyu çok daha hızlı öğreneceksiniz.

Oks’ye hazırlanan bir öğrenciye;

Ortalama bir öğrencinin, OKS’de soruları okuması, normal okuma hızıyla, yaklaşık 45 dakikasını alır. ‘Etkin Hızlı Okuma Eğitimi’ almış bir öğrencinin okuma hızı ortalama 2,5 katına çıkar… Haliyle, Etkin Hızlı Okuyan bir öğrenci, lise giriş sınav sorularını 20 dakikada okuyup bitirecektir. Böylece, ‘EHO Eğitimi’ sayesinde, çocuğunuz OKS’de ’25 dakika’ ekstra zaman kazanacak.
EHO Eğitimleri’nin başında ve sonunda, geçmiş yıllarda çıkmış sorulardan oluşan 12 soruluk testler yapılmakta. EHO Eğitimi öncesi,  12 soruyu ortalama 13:45 sürede okuyan ve ortalama 4,4 net yapan öğrenciler; EHO eğitiminin ardından bu süreyi 8:20’ye indiriyor, netlerini de 6,7’ye çıkartıyorlar.
OKS’ye hazırlanan bir öğrenci, sene boyunca, ortalama 4.500 test sorusu okuyup çözer, 350 saat -21.000 dakika- ders çalışır, dersle ilgili 12.800 sayfa okumak zorunda kalır. Etkin Hızlı okuyan öğrenci, okuması gereken tüm ders kitapları, metinleri ve testleri 3 kat hızlı okuyup anlayarak, yıl boyunca büyük zaman kazanır, daha fazla konuyu çok daha hızlı öğrenir.

Yönetici iseniz ;

US News&World Report’un araştırmasına göre, ortalama bir yöneticiye hafta içinde 22 saat zaman ayırması gereken okuma materyali gelmekte, ancak ayırabileceği sadece 7 saati var. Xerox firmasının araştırmasına göre ise, bir yöneticinin ‘sadece gündemi takip edebilmesi’ için ayda bir milyon kelime okuması lazım. Fortune 100 şirketlerinin çalışanları, günde ortalama 178 e-mail okuyorlar, bu da 122 sayfaya denk geliyor. Yani, farkında olmadan her gün küçük bir kitap hacmi kadar okuma yapılıyor.
ALGE’nin Türkiye’deki kurumsal şirketlerde uyguladığı anketlerden de benzer bir sonuç çıkmakta: ortalama bir Türk şirket çalışanı, günde 1,5-2 saatini okumaya ayırmakta. Araştırma, stratejik planlama, hukuk, finans gibi özel bazı departmanlarda bu süreler 3,5-4 saatlere kadar çıkmakta. Haliyle, Bilgi Çağı’nın yöneticileri bilgiye çoğunlukla okuyarak ulaşıyorlar.

Popularity: 12% [?]

Sınav öncesi beslenmenin püf noktaları

Posted by ShadOfMoStar On Ocak - 17 - 2009




beslenmenin beden sağlığının yanı sıra zekâ ve ruh sağlığı üzerinde de etkili olduğunu belirtiyor. Sınav yaklaştıkça öğrencilerin stres ve kaygılarının arttığını bu durumun aşırıya varması halinde zihinsel verimlilik üzerinde olumsuz etki yapabileceğine işaret ediyor. Bayzan, beslenme ilkelerine sadece sınava hazırlanan çocuklar için değil herkes için geçerli olduğunu ailecek uygulanması durumunda çok daha kolay olacağını belirtiyor.  

 Bayzan’ın ÖSS, OKS, SBS ve DPY-B sınavlarına hazırlanan öğrencilere beslenme konusunda önerilerde bulunduğu yazısını sunacağız.

 BEYNİ ÇALIŞTIRAN BESİNLER //shadranger,shadofmostar,by rallier..Tarafından yazılmıştır

 Beyin mükemmel bir yöneticidir. Tıpkı bir orkestra şefi gibi vücudumuzdaki sinir iletilerinin bir hücreden diğerine taşınmasını yönetir. Elbette beynimizin bu önemli görevi yapabilmesi için besine ihtiyacı vardır.

 Vücudumuz sürekli olarak besinleri enerjiden ısıya, harekete, düşünceye, duygulara ve aktiviteye dönüştürür. Örneğin vücut ağırlığımızın sadece % 2-3ü oranında ağırlığı olan beyin, günlük aldığımız enerjinin % 30’nu harcar. O halde her gün yeterli enerji almanız gerekir.

 Yediğimiz her şeyin besin değeri kan yoluyla tüm vücuda yayılmadan önce ilk olarak beyine gider. Beyin, hangi besinin ne kadar yararlı olacağını bildiği için bu konuda çok seçici davranır. Kan/beyin bariyeri denilen hücreler beyine giren tüm besinleri kontrol edip yararlı olanları kendine seçer. Kalanları kan yoluyla vücudun diğer taraflarına gönderir.

 Beynin bu seçici işlevinden yola çıkarak yapılan araştırmalarda bazı besinlerin beyin verimliliğini artıran özellikler içerdiği kanıtlanmıştır. Son araştırmalarda ise gıdaların türü kadar miktar ve kalitesinin de zihinsel performansı ve insanın davranışlarını etkilediği daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır.

 Beynin performansı için en önemli öğün kahvaltı

Nitekim her gün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Kahvaltı alışkanlığı olmayan kişilerde konsantrasyon/odaklanma kaybı çok görülür. Kan şekerinin yeterli düzeyde olması, öğrenme ve hatırlamayı da içine alan birçok beyin fonksiyonu ve davranışı düzenler. Sabah kahvaltısı yapılmadığında, beyne enerji sağlayan kan şekeri en alt düzeyde kalır. Vücut kendi dokularını tüketmeye başlar.

 Yalnızca çay veya kahve içmek uykuyu açsa bile vücuda enerji ve besin öğesi sağlamaz. Üstelik çay ve kahve, daha sonra alınan bazı besinlerin vücutta kullanımına engel olur. Böylece kişi bir süre sonra kendini yorgun hissetmeye başlar. Ayrıca kahve, matematiksel ve mantıksal becerileri de olumsuz yönde etkiler. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç alınmasını sağlar. Çökelek peyniri, stresi azaltma konusunda oldukça etkili.

 Sabahları geç kahvaltı ediyor ya da kahvaltıyı ihmal ediyorsanız, o zaman mevsimlik meyve, meyve suyu ve bir bardak ılık su almayı alışkanlık hale getirin. Sabah bir tatlı kaşığı bal veya bir avuç siyah üzüm zihin aktivitenizi canlandırır. Fesleğen, limon, balık ve karabiberin zihin açma özelliği vardır.

 

Meyveler aç karnına yenmelidir; çünkü meyve midede değil ince bağırsakta sindirilir. Mide dolu ise meyve midede kalır ve mayalanır. Piyasada satılan meyve suları tercih edilmemelidir; Çünkü doğallığını kaybedip, asidik karaktere dönüşmüştür. Taze sıkılmış meyve sularını tercih edin.

 Odaklanmak İçin Ceviz, Fındık

Bir konuya odaklanma için ceviz, fındık, fıstık, soğan ve karides gibi yiyeceklerin yenmesini öneriliyor. Ceviz, fındık, fıstık gibi yiyecekler hem sinirleri kuvvetlendirir hem de beyindeki haber alma maddelerinin oluşumunu hareketlendirirler.

 Soğan, aşırı yıpranmaya, fiziksel yorgunluğa karşı kanı sulandırır, beyin oksijeni daha iyi alır. Karides, beyin besinidir. Vücuda önemli omega 3 yağ asitleri sağlar. Dikkat verme süresini daha uzatır.

 Lahana Stressiz Öğrenmeyi Sağlar

Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar. Stresin getirdiği atıştırma krizlerinde, düşük kalorisi sayesinde bol bol çiğ olarak yenebilir. Limon, portakal, C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırır. Çalışma ve sınav öncesi, limonata veya portakal suyu için.

 Ezber İçin Havuç

Hafızayı güçlendirmek için de havuç, kimyon, avokado gibi yiyecek ve baharatların tüketilmelidir.

 Yeni Fikirler Üretmek İçin Zencefil, Kimyon

Yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini önerilir. Zencefil alındığı zaman kan sulandığı için vücutta daha serbest akar, beyin oksijenle beslenir. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyarır. Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir dedi.

 Mutluluk İçin Çilek

Küçük bir kâse çilek, stresi gidererek mutluluk verir. Muz da serotonin maddesi içerdiği için mutluluk verir. Kırmızı biberdeki aroma maddelerinin de vücudun mutluluk hormonu salgılanmasını sağlamaktadır.

 Stresliyken Çikolata Yemeyin Kolalı İçecekler İçmeyin

Çikolatayı seyrek, meyveyi sık yiyin. Arada bir az miktarlarda çikolata yenmesi stresi azaltır; ama fazla yendiğinde kan şekeri önce artar, sonra hemen düşer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı istek ortaya çıkar. Buna karşılık meyve veya kepek, çavdar ürünleri organizma tarafından daha yavaş enerjiye dönüştürülür, kan şekerinin dengesi bozulmaz.

 Stresliyken yenen çikolata, hamur işi, tatlı gibi besinler, kola, kahve gibi içecekler çok miktarda şeker ve kafein içerdikleri için sinirleri bozar.

 

 

 Strese Karşı Balık

Somon balığı, içeriğindeki Omega 3 yağ asidi sayesinde, beyin, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin üretiyor. Somon dışında, uskumru ve sardalye gibi diğer yağlı balıklar da benzer etkiye sahip.

 

Anti-stres için Süt ve yeşillikler

Stres, vitaminlere ve minerallere olan ihtiyacı arttırır. Önemli anti-stres maddeleri mineral olarak kalsiyum (süt ürünlerinde, yeşil sebzelerde) ve magnezyumdur (kepek, çavdar, baklagiller, bal kabağı ve ayçiçeği çekirdeği). B vitaminleri grubu aynı zamanda sinir vitaminleri olarak adlandırılır. B vitaminleri ette, balıkta, kepek çavdar ürünlerinde ve koyu yeşil sebzelerde bulunur. Ispanak, kaygı ve depresyona karşı etkili birçok mineral barındırıyor.

 

Üç öğün yiyin

Birden aşırı miktarda ve yağlı yemekler uykunuzu getirir. Enerjinizi uzun süre korumak ve aynı düzeyde tutmak için günde üç öğün ve uygun miktarlarda yenmelidir.

 

Kahveyi fazla içmeyin

Kahve: Kafein ile uyarıcı etki yapıyor, mutluluk ve "öfori" duyguları yaratıyor. Ancak aşırı miktarda tüketildiğinde depresyon ve yorgunluk nedeni oluyor. Günde bir iki fincandan fazla kahve kalp çarpıntısına, huzursuzluğa, geç saatlerde de uykusuzluğa, korku ve endişeye neden olur. Alkol ise ertesi sabah unutkanlığa neden olur.

 

Unutkanlığı Önleyen Besinler

Yeşil yapraklı sebzeler, soya fasulyesi, yumurta sarısı, lahanagiller ve sakatatlar unutkanlığa karşı birebirdir.

 

Yürüyüş ve egzersiz yapın

Sağlıklı beslenmenin yanı sıra sabah ve akşam 30’ar dakikalık yürüyüş yapmak çok faydalıdır. Ayrıca beynimizin de yeterli oranda oksijen alması için egzersize ihtiyacı var. Bu nedenle boş zamanlarınızda bilmece ve bulmacaya vakit ayırın. Beyin jimnastiği dikkatinizi geliştirip hafızanızı güçlendirecektir.

Kaynak:

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=322717

Popularity: 4% [?]

Güzel dinlemenin ve anlamanın püf noktaları

Posted by ShadOfMoStar On Aralık - 30 - 2008




Bütün insanlar konumu ne olursa olsunlar ( Memur,öğrenci,aile içi cocuklar eşler) kendilerini duyurma
aclığı çekeler.Dinleyen ise onların aclığını giderir İstediğini elde eder.Dinlemede dikkat edilmesi
gereken çok önemli hususlar vardır.Mutlaka bunlara dikkat edilmelidir.

1- İletişim Sağlarken Karşınızdaki Kişiyi Empati Yaparak Dinleyiniz.

’’Empati; Bir Kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun acısıyla bakması
,o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması,hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir.

2- Konuşan sessizce ( Edilgen Dinleme ) dinlenmeli Cümleleri bölünmemeleri.

Hepimiz bir problemimiz olduğunda  ve sözümüzü kesmeden bizleri dinleyen birini bulduğumuz zaman, problemlerimizden
söz etmeye cesaretimizin artığı  tecrübelerimizle biliriz.Dinleyenin sessizce dinlemesi ilgi ve merakının bir işareti olarak
algılanır.
Edilgen Dinleme,insanları canları sıkan şeyler konusunda konuşturmanın güçlü bir yoludur

3- Konuşan,kabul diliyle dinlenilmelidir.

Hepimiz konuşmalarımızı yaparken,bizi dinleyenlerin ilgisini,dinlediklerini görmek ve duymak isteriz. Dinleyenin; anLıyorum, evet
hmmm,ilginç,doğru,yaaa,vaybeeee, ve benzeri gibi sözcüklerle katılmaları hoşumuza gider.

4- Konuşan ’’Kapı aralayıcılarla’’dinlenilmelidir.
Çoğunlukla problemleri olan kişiler,değişik problemleriyle karşılarındakilerin zamanlarını almaktan onlara yük olmaktan,
problemlerini onlara anlatmaktan veya sırlarını vermekten ( zaman zaman şifrelerini vermekten :D ) korkarlar :) Dinleyenlerden,
yardım etmeye istekli,onunla birlikte olduğunu gösterecek,onu anlamaya çalıştığını bildirecek ipuçlarına ihtiyaç duyarlar.

    Eğer dinleyenler;
    Bu konuda konuşmak istermisin?
    zamanım var seninle konuşabilirim
    Sana yardımım olabilir mi ?
    İçini Dökersen rahatlarsın  Şeytani düşüncemiz :) >>( yada şifrelerini dökersen benden kurtulabiLirsin :p) 
    Ne hissettiğinizi bilmek istiyorum v.b gibi cümlelerle konuşanın korkuları giderilirse bir çok şeyi alabilecek hala getirebiliriz :)
( İstihbarati bilgi,Şifre vs vs bilgiler. )

Unutmayın Konuşanı duymak isterseniz , duyabilirsiniz. . .

5 – Konuşan , etkin dinlemeyle dinlenilmelidir.
Empatiyle dinleme şartları yerine getirildikten sonra, konuşana anladıklarımızı kendi cümlelerimiz ile ifade etmektir.Örneğin;
   ’’
Bu problemi nasıl çözeceğimi bilmiyorum ’’ diyen konuşmacıya ; sorununu nasıl çözeceğine karar veremiyorsun diyerek
cevap vermek  etkin dinlemedir. ’’
şimdi bana soru sorma ’’ diyerek cevap veren konuşmacıya ,’’Şuanda çok meşgulsün’’ diyerek cevap vermek etkin dinlemedir.

Konuşmacı konuşurken,verdiğiniz ılımlı cevaplar yukardaki kiriterlere uymanız samimiyetinizi gösterir…

Bu kiriterlere dayanarak Real Social Engineering Olarak düşünürsek birkaç püf noktası verebilirim…

*** Gözler konuşmacıya bakmalıdır.
Konuşmacı, dinlendiğinin,ilgi gösterildiğinin,saygı duyulduğunun farkına varır.Konuşmacıya istek ve coşkuyla devam edebilir.

*** Vucut Dili konuşmacıyla ilgili olmalı
Koltuğuna kaykılmış,ayak ayak üstüne atmış,yanındaki arkadaşı tarafına dönük oturan bir dinleyicinin mesajı ; bizi dinlemiyor hatta protesto
ediyorum,anlamı taşıyabilir. Hafif öne doğru eğilerek konuşmacıya dönmek,konuşmacı tarafından kabul ve saygı olarak algılanır.

*** Konuşanın Konuşması kesilmemelidir.
Bu,hepimizin yakından bildiği bir görgüsüzlük ve saygısızlıktır.Hele hele toplum içinde, arkadaş gruplarında veya sınıfta
kelimeleri boğazında bıratırma,konuşan kişiyi rencide eder.Bu inceliği her zaman göz önünde bulundurmalı ve kimsenin sözü kesilmemelidir.

*** Konuşan Dinlenirken Başka Şeyler İle Meşgul Olunmamalıdır.

Coğumuzun yaptığı haksız bir saygısızlık örneğidir.Karşımızdaki insan hep konuşması zorlaşacak o yüzden sizin iletişim kurmanız uzayabilecektir.

Eğer Gönülden isterseniz Muhattabınızın sesini değil,kalbinin en derinliklerindeki sesleri bile duyabilirsiniz…

Gördüğünüz gibi tam sanal ağırlıklı bir döküman yazmadım,teorik bilgiler altında sizlere göstermek istedim bunun sebebi,bu bilgilerin size realdede
çok faydalı olması neticesinde saklıdır …

Şunu hatırlatmak isterim ki bu bilgiler sadece sanalda bir systeme girmek hacklemek vs için değil sizin sosyal hayatınızda gerçekten işe yarayacak bilgilerdir.

 

Popularity: 2% [?]

Uykunun Püf noktaları

Posted by ShadOfMoStar On Aralık - 30 - 2008




Bir tarafa yatarak uyuma durumunda, yatılan yöne bağlı olarak burun deliklerimizin birisinin tıkanırken diğerinin acık kaldığı ve solunumun acık olan burun deliğinden yapıldığı arastırmalarla belirlenmiştir.Ayrıca nefes alınan burun deliği ile beynin yarımküreleri ve sempatik-parasempatik sinir sistemleri arasında da bir ilişki olduğu çalışmalarla gösterilmiştir.

 

Sağ tarafa yatılması durumunda sağ burun deliği tıkanmakta, sol burun deliği açık kalmaktadır.

 

Sol burun deliğinden yapılan nefes alma ile beynin sağ yarım küresinin aktivitesi artar.

 

Sağbeyin yarımküresinin uyarılması, parasempatik sinir sistemimizin faaliyetlerini arttırmasını kalp hızımızın yavaslamasını, tansiyonumuzun düşmesini ve mide bağırsak faaliyetlerimizin yavaslamasını sağlar.

 

Dolayısıyla kalbimiz daha az yorulur, uykuya dalmamız kolaylasır, bu da istirahatimizin daha iyi olmasını sağlar.

 

Diğer yandan sol tarafa yatılırsa ne olur?

 

Sol burun deliğinin tıkanmasıyla birlikte sağ burun deliğinden nefes alınması, sempatik sinir sinir sisteminin faaliyetlerinde artışa neden olur; bu durumda kişi heyecanlanmış gibi olur ve kalp atışlarındaki hızlanma ile kalp daha da yorulur.

 

Bu yüzden uykuya dalma zorlaşır.Çünkü kalp atım hızının, tansiyonun, heyecan ve dikkatin artması uykuya engel olabilir.

 

Sırtüstü ve yüzüstü yatınca ne olur?

 

Sırtüstü yatıldığında bu rahatsızlıklar olmayabilir.Ancak uykuya dalmada gecikme olabilir.Çünkü bu durumda gündüz olduğu ibi her iki burun deliği açık olacak ve parasempatik sinir sistemi uyarılmayacaktır.Ayrıca sırtüstü yatmak mide ve bağırsak fonksiyonlarını gercekleştirilmesi daha zorlaşacaktır.

 

En faydalı ve belkide en az zarar görebileceğimiz yatış pozisyonunun sağ yana yatarak ayakları vücuda doğru cekerek uyuma şeklinde olduğu yapılan arastırmalarla ancak günümüzde doğrulanabilmektedir.

 

Bu yatış seklinde hem mide ve bağırsaklar korunmakta hemde sindirmin daha kolayca tamamlanması sağlanmaktadır.

Popularity: 3% [?]

Sosyal mühendislik bilimi

Posted by ShadOfMoStar On Aralık - 25 - 2008

Sosyal mühendislik bilimi

NLP ve İkna etme

S.A

Şimdi göreceğiniz konu başlıkları ve bazı içerikler sosyal mühendislik bilimi üzerinedir genelikle bu konu başlıkları insanların kullandıkları dilin önemine parmak basmaktadır, öyle ki ikna etme yolunda önemli olan bazı noktaları başlıklar altında verilmektedir.

Temel kavram olarak;

Sosyal Mühendislik = İkna Etmek

1- Kullanılan dilin etkisi

2- Çerçeve-Kaynak-Şartlar-İçerik-Senaryo

3- Hipnoz = İletişim Sanatı

* Yukarıdaki her başlığı bir arada tutmak önemlidir. Ve bu konu başlığına bağlı olarak insanları etkilemek yani etkileme sanatı ile ilgili bilgileri buradan verebilirsiniz…

A)    Dilin Etkisi;

-       Kullanılan dil öncelikle etki kapsamında iyi kullanılmalıdır.

-         Kullanılan dil zekânın programlama dili gibidir.

-         Dilin esas fonksiyonları arasında yer alan üç genel başlık vardır bunlar; Silmek, Çarpıtmak- Saptırmak, Genelleme

Meta modeli ve Milton modeli ;

-      Dildeki hassasiyet;

-         Silmek, çarpıtmak ve geneleme ötesinde anlam içeriği olan kavramları gün yüzüne çıkarmak

-         Hassasiyet derecesine varıncaya kadar dil kullanımını geliştirmek.

-         Eğer birilerinin bir şeyler anlamasını ve ona bir şeyler iletmek istiyorsanız; Verdiğiniz bir cümlede ki anlam bütünlüğü önemlidir. Bununla birlikte iletişim olarak derine inmek hassasiyete bağlı bir durum dur, her ne kadar iletişim sırasında hassasiyet gösterir ve kelime seçiminde dikkat ederseniz, konuşmanız bir o kadar etkili olacaktır. Burada görülen içerikler META modeli ile ilgilidir, şimdiki alt içerikler MİLTON modelini içermektedir;

-         Etki bağlamında Milton modeli konuşma sırasında şu gibi özelliklere parmak basar;  

1- Duygusal kullanım ve genelleme, 2- İnkâr etmek, 3- Etkili sorular ve soru çeşitleri kullanmak, 4- Dil bilgisi ağırlıklı bir dil dışında, daha samimi bir havada konuşmak.

Taşma, sığmama işleyişi;

-     Zekâ bir bilgisayarda olduğu gibi aynı düzende hafıza yönünden kısıtlamalara sahiptir.

-         Herhangi bir durumda hafıza işleyişi etki bırakabilir ve eğer konuşma sırasında hafıza dağarcığını geniş tutacak olursanız bilin ki iletişim işleyişi çok zevkli olacaktır ve iletişimden hoşlanan hedef zaten size çok yakın demektir,  Örnek olarak; herhangi bir kişi ile konuşurken eski anılarınızdan bir kaç tane sıralarsanız konunun gidişatına göre size faydası olacaktır.

-         Mahcup bir şekilde davranıp, herhangi bir bilgiden haberdar olmadığınızı karşı tarafa aşılarsanız onun size bakış açısı bundan dolayı farklı olacağından sonuç almanız kolaylaşacaktır, bunun tam tersi durumlarda olabilir, örneğin; Bir şirkete sm yapacaksınız ve resmi biri gibi görünmek zorundasınız, o zaman mahcup bir şekilde kendinizi göstermek yerine, bilgili ve resmi bir kimlik kazanmak zorunda kalabilirsiniz.

B)     Tezgah kurgulama;

      Tezgâh ayarlamak diğer adıyla senaryo üretmek için kaynakların düzenlenmesi ve içerikler önemlidir, herhangi bir durumda etki bırakmak için kullanılan senaryo, tezgah bir nevi karşıdaki hedefin şartlarına ve bilgi birikimine uygun bir şekilde olması gerekir,  açıkçası onun anlayacağı dilden yaklaşmak daha kolay sonuç almanızı sağlar. Bunun için ise senaryonun içeriği iyi kurgulanmalıdır, bununla birlikte unutulmaması gereken ise; İlk Yapılan senaryo her zaman için En önemlisidir. (İkinci bir şansınız olmayabilir )

C)    Hipnoz= İletişim Sanatı;

     Hipnoz sizin gerçekte ne düşündüğünüz değildir, bunu bir nevi gerçek içerisinde yalan bir dünya oluşturmaya benzetebiliriz, hedef ile iletişim sırasında olduğunuzda kendinizi rahat hissedin ve konuşmayı akışına bırakın ve aklınızda ben bir sosyal mühendisim ben bu hedefi bir şekilde etkilemem gerekir gibi düşüncelere kapılmayın, eğer iletişim sırasında kapılırsanız bilin ki bocaladınız, kendiniz gibi davranmaya gayret gösterin ve her bir cümleden sonra etki bırakmak için daha etkili bir cümle seçin ve iletişim sırasında konudan konuya hızlı geçişler yapmayın.  Ve İletişiminizi her zaman için sağlam temeller üzerinde kurun.

 

Cyber-Warrior.Org

Popularity: 3% [?]

Çocuğa okuma alışkanlığı kazandırmanın püf noktaları

Posted by ShadOfMoStar On Aralık - 25 - 2008

Çocuğa okuma alışkanlığı kazandırmanın püf noktaları

Kitabın, çocuklarda zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi büyük ölçüde etkilediği, bu sebeple çocuklarda “kitap okuma sevgisi”ni oluşturmanın çok önemli olduğu belirtildi.

Kitabın, çocuklarda zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimi büyük ölçüde etkilediği, bu sebeple çocuklarda “kitap okuma sevgisi”ni oluşturmanın çok önemli olduğu belirtildi. Fatih Ruh Sağlığı Merkezi psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Sefa Saygılı, çocuklarda kitap okuma arzusunun, onlara kitap alarak, okuyarak, ve masal anlatarak uyandırılabileceğini söyledi. Saygılı okuyanların okumayanlara oranla daha başarılı olduklarını ve okumanın öneminin hayat boyu sürdüğünü kaydetti. Okuma arzusunun sözle, nasihatle mümkün olmadığını; bunun, çocuğun içinde bulunduğu ortamdan özümlediği bir alışkanlık olduğunu ifade eden Doç. Saygılı şöyle devam etti: “Aile çevresinde kitaba ve okumaya yönelik olumlu ve teşvik edici tutumlar çocuğu kitap okumaya yönlendirecektir. Kitap sevgisi çocuk okula başlamadan önce başlar. Hatta bu eğitim 2 yaşından itibaren başlatılabilir. Çocuğun gelişme ve ilgisine uygun, dayanıklı kitaplar alınır ve çocukla beraber okunursa, onun küçük yaştan itibaren bu alışkanlığı edinmesi sağlanır.” Çocuğa kitap okurken sakin bir ortam seçilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Saygılı, “Çocuğu yanınıza ya da kucağınıza alın. Okurken onun da kitabın sayfalarını çevirmesine imkan tanınmalı. Okuma sırasında soru soran çocuğa okumayı keserek gereken cevap verilmeli ve daha sonra okumaya dönülmeli” şeklinde konuştu.
Çocukların sevdikleri kişilerin değer verdiği şeylere heves ettiklerini ve onlar gibi olmayı istediklerini belirten Doç. Dr. Sefa Saygılı şunları söyledi: “Sevdiklerinin kendisiyle oturup, zevkle ve acele etmeden kitap okuduğunu gören çocuk, bu ilgiden hoşlanır; bazen, tekrar tekrar aynı kitabı okumak, aynı masalı tekrar dinlemek ister, yetişkin yanlış yapar. Eksik bir şey söyler veya okursa, çocuk yapılan yanlışı hemen düzeltir!
Kitaba ve beraber okumaya alıştırılan çocuklar, kısa zamanda kitapları da dost bilirler, onları beraberlerinde taşır, yataklarına bile götürürler.”
Dikkat edilecek konular
Doç. Saygılı, çocuklar için seçilecek kitaplar konusunda ise şu noktalara dikkat çekti:
• İri harflerle, renkli, sade resimle bezenmiş çocuk kitapları çocuğu harflerin şekillerine alıştırır, onları tanıma söyleme isteği uyandırır, düzgün cümle duymaya ve kullanmaya yöneltir.

• 3-6 yaş çocuğu için kitap seçerken, bunların çocukların ilgisini çekecek nitelikte olmasına dikkat etmelidir. • 6 yaş çocuğu yatağa yattıktan sonra yarım saat kendisine kitap okunmasını veya kitaplara bakma fırsatı vermesini ister. • Kitabın resimleri sade ve gerçeğe yakın renk ve çizgilerle bezenmiş olmalı; büyükçe ve kalın harflerle yazılmalı; resmi bol, yazısı az ve kalın kağıda basılmış olmalıdır.

• Hikaye ve masalların konusu günlük yaşantı ve ilginç olaylardan seçilmeli; kısa ve anlamlı olmalı; anlatım şekli canlı fakat aşırı dramatik ve korkutuculuktan uzak tutulmalıdır.

VAKİT
21.01.2003

Popularity: 3% [?]

Çocukla alışverişin püf noktaları

Posted by Musa On Kasım - 26 - 2008

Alış-veriş de bir eğitimdirAlışveriş, hayatımızın bir parçasıdır. Ama birçok anne-baba için alışveriş zevkli bir ortam olmaktan çıkar.

Çocuklarla alışveriş yapmak gerçekten zordur. Büyükşehirlerde ailecek yapılan market alışverişlerinin sonunda çoğunlukla geriye stres kalır. Ama çocukların da alışverişe gitmeye, çevrelerini tanımaya ve sosyal hayata alışmaya ihtiyaçları vardır. Çocuklar genellikle, sürekli deneyler yapan bir araştırmacı gibidirler. Her şeyi görmek, koklamak, tatmak, denemek ve her şeye dokunmak istedikleri gibi, her şeye sahip olmak da isteyebilirler. Bütün bu davranışlar onlar için tabiidir; çünkü çocuk, yetişkin gibi duygularına hakim olamaz. Hele günümüzde reklam bombardımanı pek çok yetişkini bile tüketim çılgını olmaya yöneltebiliyorken, küçüklerin kendilerine bu konuda hakim olabilmeleri doğal olarak daha zordur. Bundan dolayı, “çocuğumla alışveriş bir kâbusa dönüşüyor” demek istenmiyorsa, önceden bazı tedbirler alınması gerekmektedir. Unutulmamalı ki, uygun şartlarda yapılan bir alışveriş de çocukla ortak faaliyet kategorisine girer; öğretici, eğitici ve eğlenceli olabilir.

Alışveriş öncesi ne yapılmalı?

Çocuğunuzla alışverişe çıkmak için onun uygun zamanını seçin. Yani tam uyku saatinde ya da karnı açken bir çocuğun huzursuzluğunu hesaba katın.

Alışveriş için sizin de yorgun ve sinirli olmadığınız bir anı seçin.

Bedeninizi sıkmayacak rahat giysiler ve ayakkabılar giyin.

Öncelikli ihtiyaçlarınızı belirleyin, almak istedikleriniz için bir plan yapın.

Alışveriş için ne kadar harcayabileceğinizi belirleyin ve bu miktara bağlı kalın.

Alışveriş kurallarını çocuğunuza önceden açıklayın; “Alışveriş yaparken yanımdan uzaklaşmamalısın”, “Dükkanda koşmayacağız, yürüyeceğiz”, “Alışveriş yaparken alçak sesle konuşmalıyız, bağırmamalıyız”,

“Parasını ödeyebileceğimiz kadar şey alabiliriz”, “Sadece ihtiyacımız olan şeyleri almalıyız” gibi.

Çocuğunuza bu kurallara uymamanın sonuçlarının neler olacağını açıklayın; “Eğer yanımdan ayrılırsan birbirimizi kaybedebiliriz”, “Eğer koşar ve bağırırsan, marketten ayrılacağız”, “Alışveriş sepetinde ayağa kalkar ve çok hareketli olursan, sen tekrar oturuncaya kadar duracağız” gibi.

Gerçek bir alışveriş öncesi, evde bir alışveriş oyunu oynayın. Alışveriş yaparken gerekirse satıcıyla nasıl konuşacağınızı; eğer ayakkabı veya giysi alacaksanız, onları nasıl deneyeceğinizi; parayı nasıl ödeyeceğinizi ve çocuğunuzun bu sırada nasıl davranması gerektiğini gösterin. Bunları eğlenceli bir oyun şekline sokarak uygulayın. (Bu kısmı daha özel bir şey yapabiliriz.)

Alışveriş sırasında çocuğunuzun ihtiyacı olabilecek şeyleri yanınıza almayı unutmayın. 0-2 yaş çocukları için, yedek çocuk bezi ve su; 3-6 yaş çocukları için, besleyici ve kolay taşınabilir bazı yiyecekler, alışverişiniz uzun sürecekse çocuğun canının sıkılmasını önlemek için yanınıza bir öykü kitabı, kağıt ve kalem de alabilirsiniz.

Alış-veriş sırasında ne yapılmalı?

Çocuğunuzun alış-verişe katılmasını sağlayın.

Çocuğunuzun alışverişe katılmasını sağlayın; raflardan sadece sizin istediğiniz şeyleri alıp size vermesini isteyin. Meyve veya sebze alıyorsanız çocuğunuzun seçmenize yardım etmesine izin verin. Çocuğunuza, söz hakkı tanımak, onun görüş ve fikirlerini önemsemek, çocuğunuzun kendisini yeterli hissetmesine yardımcı olacaktır.

Alışveriş yaparken çocuğunuzla konuşun. Sebze ve meyveleri adlarıyla tanıtın; “Bu elma, bu salatalık, bu domates, bu patlıcan…” gibi. Çocuğunuza soru da sorun; “Sence bu süt kutusu hangi şekle benziyor?”, “Babanın en sevdiği/annenin en sevdiği makarna hangisiydi?” gibi. Konuşma ve sorular çocuğunuzu can sıkıntısından uzaklaştıracaktır. Ayrıca diyalog, onun sözcük dağarcığını ve düşünme becerilerini de geliştirecektir.

Çocuğunuzla alışveriş yaparken basit oyunlar oynamaya çalışın; “Çayların yerini önce kim görecek?”, “Peki makarnalar nereye saklanmış?”, “Sepetin içine, senin yanına, tanıdığın hangi renkler misafir gelmiş, hı?”, “Bak bakalım sepetin içine neler almışız? Sen bana onların isimlerini söyle, bakalım unuttuğumuz bir şey var mı?”, “Bu sirke şişesinin üstünde ne resmi var?” gibi.

Problem olabilecek durumları önceden düşünerek, onlardan kaçınmaya çalışın; çocuğunuz asitli ve boyalı içecekler için sızlanıyorsa, içecek reyonundan uzaklaşın; oyuncak isteyecekse ve almayacaksanız, o reyona yaklaşmayın.

Çocuğunuzun bir isteğine “hayır” dediyseniz ve o huysuzluk yapmaya başladıysa, bir probleminiz olduğunu söyleyerek, çocukla birlikte dışarıya çıkın ve çocuğunuz sakinleşinceye kadar dışarıda kalın. Bu durum, çocuğunuzun daha sorumlu davranmayı öğrenmesine ve ileriki zamanlarda konuyla ilgili daha az problem yaşamanıza yardımcı olacaktır.

Çocuğunuzun istenmeyen davranışlarına, “Seni burada bırakıp gideceğim” veya “Seni bir daha asla alışverişe getirmeyeceğim” gibi karşılıklar vermeyin. Bu gibi tehditler, çocukta uzun süreli terk edilme korkusu oluşturabilir ve daha sonraki çocukluk dönemlerinde ciddi problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Para ödemek için sırada beklerken, uzun bir kuyruk varsa ve çocuğunuz huzursuzluk belirtileri gösteriyorsa; çocukken başınızdan geçen (veya dinlemekten bıkmadığı) bir öyküyü anlatarak ya da onun sevdiği şarkılardan birini mırıldanarak beklemenin sıkıntısını unutturun.

Son dakikada aklınıza gelen bir şeyi almak için alışverişi uzatmanız gerekirse, durumunuzu kontrol edin. Çocuğunuz ve siz kendinizi yorgun, acıkmış ya da gergin hissediyorsanız, bu son dakika alışverişinizi iptal edin. Eğer alışverişi mutlaka uzatmanız gerekiyorsa bir süre dinlenmek için oturacak bir yer bulun, dinlenin; çocuğunuzun acil ihtiyaçlarını giderin ve alışverişe öyle devam edin.

Çocuğunuzun elini, ona güven verecek bir şekilde sıkıca tutun (ve yürürken onun adımlarına uymaya çalışın, unutmayın onun adımları henüz minik) veya onu alışveriş arabasına bindirerek gözünüzün önünden ayrılmasına izin vermeyin. Çocuğunuz bir şekilde kaybolduysa, doğruca yöneticiye ya da güvenlik görevlisine gidin ve yardım isteyin; ama panik yapmayın, panik durumu daha da karmaşık hale getirecektir.

Alışveriş sonrasında onunla konuşun.

Eve dönerken, çocuğunuzla alışveriş hakkında konuşun; “Bu alışverişte en çok/en az neden hoşlandın?”, “Makarnaları nasıl da önce sen buldun!”, “Meyveleri/sebzeleri seçerken bana yardım etmen çok hoşuma gitti.” gibi.

“Alışveriş arabasının içinde bu kadar süre oturabildiğin için teşekkür ederim”, “Seninle birlikte alışveriş yapmak çok eğlenceli oluyor” gibi cümlelerle, çocuğunuzun sizin için ne kadar değerli olduğunu vurgulayın. Bu tür ifadeler çocuğun öz saygısını artıracaktır.

Çocuğunuzu, kırılmayacak, ağır olmayan ve zararlı maddeler içermeyen eşyaları taşımanıza yardım etmesi için destekleyin; “Limonları taşımama yardım etmenden çok memnun olacağım”, “Hepimiz için aldığımız çikolataların torbasını sen taşımak ister misin? Eve gidince herkesinkini sen verirsin”… Çocuğunuza böyle küçük sorumluluklar vermek, onun kendisini yeterli hissetmesine yardım edecek ve aile görevlerine katkıda bulunması için destekleyici rol oynayacaktır.

Eve döndüğünüzde, çocuğunuzun acil ihtiyaçlarını gidermek için zaman ayırın. Sevdiği bir içecek, bir ninni ve kısa bir uyku, bir öykü veya bir oyun ve kucağa alarak ona sarılma gibi bazı davranışlar, sizi ve çocuğunuzu bir sonraki alışverişe hazırlamada etkili olacaktır.

Çocuğunuz “Bunu al, bunu al…” nöbetlerine girdiyse

Her zaman istenilen şeyler alınamaz, ama bu pek çok çocuğun sık sık deneyeceği bir davranıştır. Yalvarmalar bütün çocuklar arasında çok yaygındır. Bu davranış kendi önemini artırmak için sahip olmaya duyulan ihtiyaçtan kaynaklanıyor gibi nitelendirilmektedir.

Bu bencil tepkilerin “Bunu istiyorum, buna sahip olmalıyım…” kendi normal seyrinde ilerlemesi de, sağlıksız-açgözlü bir hal alması ya da maddiyatla ilgili kaygıların oluşması da bu davranışlarla çocukluk yıllarında nasıl baş edildiğine bağlıdır. Sahip olma konusunda sağlıklı bir çocuk yetiştirebilmek adına şu öneriler verilebilir:

Öncelikle, sevgi satın alınamaz. Çocuğun her istediğini almak, uzun dönemde fazladan sevgi sağlamayacaktır. Aksine, bu davranış açgözlülüğü besleyecektir. Hiçbir hediye, sevgi ve ilginin yerini tutamaz. Kendilerinin en çok sevildiğini düşünen çocuklar (bunlar aynı zamanda en mutlu çocuklardır da), kendilerine en çok hediye alınan çocuklar değil, ilgi ve saygı-sevgi gören çocuklardır. Sıcak kucaklamalar, onunla geçirilecek dolu vakitler, soğuk hediyelerden daha değerlidir.

Yalvarmalara teslim olmayın

Her istediğini ona alarak çocuğunuzu memnun edemezsiniz. İstediği şeyi alamayacağınızı ve neden alamayacağınızı açıklayın.

Teslim olmadığınız için kendinizi suçlu hissetmeyin. İlk etapta sızlansa da siz çocuğunuzu her istenilenin her an elde edilemediği gerçek dünyaya hazırlamış oluyorsunuz ve o, bunu zamanla fark edecektir.

“Bunu al…” atlatılacak bir dönem olabilir, bir süre alışverişe onsuz çıkın. Alışverişe onu da götürmek istiyorsanız veya sizinle gelmesi gerekiyorsa, çocuğunuzun aç, yorgun ve huysuz olmadığı zamanları seçmeye çalışın. Alışveriş merkezine ya da bir dükkana girmeden önce ona içeriye ne/neler almak için gireceğinizi açıklayın. (Oyuncak almayacağınızı söylemeyin, zira aklında böyle bir düşünce yoksa, siz bunu söyleyerek bu şekilde planlar yapmasını sağlamış olursunuz.)

Zaman zaman gerçekten ufak bazı sürprizler alın, ama bu istenmemiş bir şey olsun.

Almak kadar vermenin zevkini de örnek olarak ona öğretin. Öncelikle, sizin yardıma ihtiyacı olanlara severek-isteyerek verdiğinizi görsün. Zamanla biraz eskimiş, vermek için ayıracağınız giysileri vs. birlikte seçin ve ne yapacağınızı ona anlatın. Çocuklar kumbara vs gibi yerlere para atmayı severler; yardım sandıklarına veya sadaka kutularına parayı onun atmasını sağlayın. Bu davranışın da nedenini anlayacağı şekilde ona açıklayın. Aile içindeki bireylerin özel günlerinde vermenin tadını öğretmek istediğiniz çocuğunuzla birlikte bir şeyler alıp verin.

“Bunu al…” bir kriz yahut nöbet şeklindeyse; öncelikle, bazı nöbetlerin çocuklar için normal olduğunu kabul edin, ağlama, sinir, kızgınlık, yalvarma nöbetleri gibi… Nöbetler bazen birinci yılın sonu gibi başlar, genellikle ikinci yılda zirveye ulaşır ve birçok çocukta dördüncü yıl sonuna kadar devam eder. Küçük çocuklar nöbetleri olduğunda “kötü” değillerdir, sadece yaşları gereği davranıyorlardır. Nöbetleri atlatmanın en iyi yolu onları baştan önlemektir. “Fiziksel ve duygusal açıdan daima kısıtlanmış çocuk, her an taşabilecek bir çaydanlığa benzer.” Krize yol açıyor gibi görünen durumun, duyguların daha iyi şekilde açığa çıkabilmesini sağlayın; sözel ifadeleri kullanabilmesi için ona yardımcı olun ve onu destekleyin. Küçük çocuğunuzun hayatını kişiliğine uygun ayarlamaya çalışın; düzenli çocuk için düzenli yeme-içme-uyku-banyo; düzenli olmayan için ise biraz daha rahat bir program gibi. “Hayır” deme ihtiyacını azaltın (sadece gerekli kurallar ve “hayır”lar); olumsuz anne-baba çoğu krizin tetikleyicisidir.

Gerçekten gerekli olmadıkça sıkı kontrol uygulamayın

Mümkün oldukça seçenekler sunun. Çocuğunuzu dinlemek ve ne dediğini anlamak için çabalayın. İyi davranışlarını onaylayın.

Sükunet modeli olmaya çalışın

Nöbet başladığında kurallarınızdan taviz vermeyin (kuralları en baştan gerekli olanlardan oluşturun); bir nöbete boyun eğerseniz, bir sonrakine zemin hazırlamış olursunuz. Sakin kalmaya çalışın; “bir çocuğun barutunu, kızgın bir anne baba kadar ateşleyebilen başka bir şey yoktur”.

Yumuşak bir tonda konuşun

Bağrışmalar içinde sizin bağrışmanız ortamı düzeltmez iyice karıştırır. Nöbet esnasında çocuğunuzla uzlaşmaya veya tartışmaya çalışmayın; bu sırada çocuk, mantıklı açıklamaları anlayamaz.

Empati gösterin

“İstediğini elde edememenin zorluğunu biliyorum, bazen ben de istediğimi elde edemediğimde sinirleniyorum veya üzülüyorum” gibi, onu anlamaya çalıştığınızı görmek, onu rahatlatacaktır.

Dikkatini başka yöne çekin

Eğer yönlendirilmeye yatkınsa, bazılarını bu daha da sinirlendirebilir.

Küçük çocuğunuzun seviyesine inin

Yere çömelmek vb. aranızdaki moral bozucu boy farkını giderecektir, bu durumda çocuk, sizi kendine daha yakın hissedecektir.

Nöbeti görmezden gelin (mümkünse);

Bazen savaşmamak en iyi savaş yöntemidir.

Ortamı değiştirin

Nöbet engellenemiyorsa, yaşanıp geçirilmesi gereken bir kriz olarak değerlendirin; çocuğunuz gerginliğini dışarıya yansıttığında sorun kalmayabilir. Nöbet ve krizleri asla o sırada yöneltilen isteklere cevap vermek şeklinde yanıtlamayın ki bu davranış, çocuğunuzun isteklerini elde etmek için kullandığı rutin bir araç haline gelmesin.

Popularity: 2% [?]

Yabancı dil öğrenmenin püf noktaları

Posted by admin On Kasım - 17 - 2008

Yabancı dil öğrenmeye karar verdikten sonra kişinin kendine mutlaka güçlü bir öğrenme nedeni sağlaması ve bunu öncelikli hedef haline getirmesi önerildi.

Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Faruk Türker, yabancı dil öğrenmeye karar verdikten sonra kişinin kendine mutlaka güçlü bir öğrenme nedeni sağlaması ve bunu öncelikli hedef haline getirmesini önerdi.

CÜ Yabancı Diller Yüksekokulu Müdür Yardımcısı ve Fen Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Faruk Türker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de birçok kişinin kariyere yönelik öncelikli çalışmalarından birinin dil eğitimi almak olduğunu söyledi.

Artık herkesin iş bulmak ya da işini korumak için yabancı dil bilmenin önemine inandığını ifade eden Türker, "Başta AB’ye katılım süreci olmak üzere, turizm ve sanayide uluslararası ilişkilerin artması, yabancı dil bilmeyi avantajlı hale getirmektedir" diye konuştu.

İngilizce’nin de günümüzdeki öneminin gün geçtikçe arttığını kaydeden Türker, "Dünyada İngilizce dilini 2. dil olarak konuşanların sayısı anadil olarak konuşanları geçmektedir. Bu yüzden dünyada bilim dilinin yüzde 70’i, haberleşme dilinin yüzde 80’i ve internet dilinin yüzde 90’ı İngilizce olarak yapılmaktadır" dedi.

Yabancı dil eğitiminde uygulanan gramer tipi yaklaşımın iyi sonuçlar vermediğini yıllardır gördüklerini savunan Türker, "Öğretmenlerimize konuşmaya yönelik ders işlemeleri gerektiği anlatılmalı, öğretmenlerimizin ciddi bir hizmet içi eğitime ihtiyacı olduğunu da artık görmeliyiz" diye konuştu.

Ana dilde düşünme ve bunu konuşulmak istenen yabancı dile çevirme stratejisini kullanan kişilerin konuşmalarına başladıklarında uzun, karışık, anlamsız söz dizinleri kullandıklarını bildiren Türker, "yani düşünme dili ile konuşma dili aynı olmalıdır. Böylece konuşma hızlanacak ve anlam bütünlüğünü bozacak hatalar yapılmayacaktır" ifadesini kullandı.

-YABANCI DİL ÖĞRENMENİN PÜF NOKTALARI-

Yabancı dil öğrenmenin püf noktaları konusunda önerilerde bulunan Türker, şunları kaydetti: "Ayrıntıları kaçırmayın. Tekrar edin. Cümleler kurun. Sormaktan çekinmeyin. Yanlış yapmaktan çekinmeyin. Okuma becerinizi geliştirmek için yabancı dergi ve gazeteleri okuyun. Öğrendiğiniz dilde günlük yazmak, okuduğunuz bir kitabın özetini çıkarmak veya seyrettiğiniz bir filmi yorumlayarak yazmak, dilinizi geliştirmenize yardımcı olacaktır. Öğrenmek istediğiniz dili arkadaşlarınızla konuşarak geliştirebilirsiniz. Yabancıların gittiği kafelere giderek onların ortamlarına katılın. İmkanınız varsa mutlaka yabancı kanalları izleyin. Yabancı müzik dinlemeyi de ihmal etmeyin. Sürekli sözlük kullanmayın."

-YABANCI DİL ÖĞRENMEYE KARAR VEREN KİŞİ NE YAPMALI?-

Yabancı dil öğrenmeye karar verdikten sonra kişinin kendine mutlaka güçlü bir öğrenme nedeni sağlaması ve bunu öncelikli hedef haline getirmesini öneren Türker, şöyle konuştu: "Aslında ülkemizde güçlü bir öğrenme nedeni ve gerekli motivasyonu sağlayabilmek için çok zorlanmıyoruz. Bunun için iş ilanlarına bir göz atmak
 yeterli. Yabancı dil amaç değil, hedefe taşıyan çok önemli bir araçtır ve bu yüzden geleceğe yönelik kesin bir amacınızın olması dil öğrenme sürecinde çok önemlidir. Yabancı dil öğrenmeye karar verin ve hemen başlayın. Başlamak için bir kelime öğrenmek bile yeterli olabilir. Karar vermek öğrenim sürecine girmek demektir. Yabancı dil öğrenmek için mevcut olan ve erişebileceğiniz kaynakları sadece bilinen bazı yayın evlerinin hazırlamış olduğu kitap, kaset ve CD’lerle sınırlı sanmayın. Mutlaka internetteki kaynaklara ulaşmaya çalışın."

FİLM METİNLERİ VE ŞARKI SÖZLERİNİN FAYDASI-

Film metinleri ve şarkı sözlerinin toplumun aynası olduğunu, İngilizce düşünme sürecini hızlandıran faktörler olduğunu vurgulayan Türker, şu önerilerde bulundu:  "Dil öğrenme sürecini mutlaka zevkli bir işe dönüştürün. Bunun için yabancı bir gazete veya dergiye abone olun. Sinemaya film izlemeye gittiğinizde yabancı dilinizin mutlaka gelişeceğini bilin ve o bilinçle seyredin. Filmlerden maksimum derecede yararlanmaya çalışın. Bunun için eğer gerekli donanım varsa DVD filmleri hem seslendirmesi, hem de alt yazısı İngilizce olarak seyredin. Düzenli olarak mutlaka seviyenize uygun kitaplar okuyun. Eğer büyük bir engeliniz yoksa hedefleriniz arasında kısa süreli de olsa mutlaka bir yurt dışı gezisi olsun."

Popularity: 1% [?]

ÇOCUK EĞİTİMİNDE PÜF NOKTALAR

Posted by Musa On Kasım - 15 - 2008

• Çocuğun sevildiği, istendiği ve önemli olduğu duygusunu kazanmasına önem veriniz.
• Sevgi ve şefkat göstermenin çocukları şımartacağını sanmayın,
• Çocuklara iyi davranınız ve yumuşak sesle konuşunuz.
• Az yasak koymaya çalışınız, zamanla istediğiniz gibi olmaya daha yatkın hale gelmesine fırsat tanıyınız.
• Çocuğun size yardım etmek veya kendi basma iş yapmak için gösterdiği belirtileri gözden kaçırmayıp, teşvik ediniz,
• Elde ettiği hatalı sonuçları tenkil etmeyiniz. Yavaş yavaş ve incitmeden daha iyi sonuçlar elde etmesine destek olunuz.
• Çocuğun sorumluluk almaya hazır olduğu zamanları biliniz ve olanak tanıyınız.
• Çocuğa inandığınızı ve güvendiğinizi belli ediniz.
• Çocuğun iyi yaptığı işleri ödüllendiriniz.
• Çocuklar, sıkılma belirtileri gösterdiği ve İşleri baştan savma yapmaya başladığında başka görevler veriniz.
• İşleri yaşa yeteneklere ve ilgilere göre mümkün olduğunca eşit şekilde paylaştırınız.
• Ceza vermekten çok, teşvik ediniz. Hem çabayı nem başarıyı teşvik ediniz.
• Aynı kusuru aynı şeklide cezalandırmaya devam etmeyiniz. Bir çocuk aynı hatayı tekrar ediyorsa en iyisi durup nedenini araştırmaktır. Çocuğun neden böyle davrandığını anlamaya gayret ediniz,
• Uygulamayı düşünmediğiniz bir cezayı tehdit olarak kesinlikle kullanmayınız.
• Teşviklerin gerçekçi ve samimi olmasına dikkat ediniz. Çocuklar yalancı iltifatların çabuk farkına varırlar.
• Çocuklara suçluluk duygusuna kapılmadan hata yapabilmek fırsatı veriniz, en Önemli şeyin çaba göstermek olduğunu anlatınız.
• Ara ara hatalarınızı onlara da açıklayınız, Bu davranış çocuklara mükemmel olmaya uğraşmasının şart olmadığı duygusunu anlatabilir,
• Hata yapmanın değil, hatayı düzeltmenin öneli olduğu prensibini benimseyiniz,
• Açıkladığınız kurallarda kararlı olunuz, dönüş yapmayınız. Aşırı sevgi, aşırı koruma ve aşırı hoşgörünün zarar getirebileceğini unutmayınız.
• Çocuklara bir şey öğretirken veya fikir verirken öncelikle ilgi uyandırınız.
• Çocukları birbirine örnek olarak göstermeyiniz başka çocuklarla kıyaslamayınız.
• Çocuklar arasında ceza ve ödül dağıtımında adil olunuz.
• Bir çocuğun başarısını diğer çocuklardan beklemeyiniz.
• Çocukların tartışmalarında taraf olmayınız.
• Çocukları devamlı birbirleriyle yarışa sokmayınız.
• Çocukları davranışlarından ve duygularından ötürü horlamayınız. Kusurlu ve yanlış tutumlarım uygun şekilde açıklayınız
• Çocukların sorularım fazla ayrıntıya girmeksizin, anlayabilecekleri dilde ancak mutlaka doğru şekilde cevaplayınız

Popularity: 1% [?]